|
Vücut ateşi düştü, sırlar çözüldü. İçinde yanan sen
değilsin artık kalbin, ruhun, özün. Özün yanıyor alev alev. Dünya
yanıyor, topraklar sarsılıyor bu değil sır. Sır her canın içindeki
ateşin hep beraber gökyüzüne doğru yükselmesi. Alevin bedeninden
değil ruhundan fışkıra fışkıra önce seni sonra etrafını yakarak
gökyüzüne yükselmesi. Nur düştü ruhuna sonra yandı ve nar oldu bu.
Köz oldu özün. Orada o saf haline dönmüş ruhun duruyor ortada.
Közün arasında, saf.
Dünya dönüyor, alem dönüyor, sen dönüyorsun. Seninle
beraber avludaki güvercinler havalanmış, seninle beraber güller
semaya durmuş. Özlerini yaka yaka sema ediyorlar, kendilerinden
geçe geçe, güllüklerini yani güzelliklerini unutarak. Sen
unutuyorsun dünyayı, sevgiliye kavuşmak için, ruhunu ona teslim etmek
için dönüyorsun. Ruhunu sevgiliye ulaştırıp ona yüz sürebilmek için
dönüyorsun, kendini yakıyorsun, bedenin eriyor başlıyor yokluk
alemi. Yoklukta en var halinle yok oluyorsun, eriyorsun. Sen
değilsin artık oradaki. Oradaki aşk. Oradaki yokluk.
Sema. Ruhunu canlı canlı teslim ediyorsun.
Utanmıyorsun, gocunmuyorsun bundan. Sen en saf halinle gelmişsin
sevgilinin kapısına, bedeninden geçmişsin, varlıktan geçmişsin. Sen
işin aslı senlikten geçmişsin. Ateş düşmüş içine eksi kırk derecede
yanmışsın, eritmişsin kalbini hiçliğe doğru fırlatmışsın. Varlar
aleminde yok olmuşsun.
Sokakta yürürken üşüyen o evsiz çocuğa hırkanı
vermişsin, türbe önündeki fakire ayakkabılarını. Yüzü güneşe bakan
o kadına kalbini vermişsin. Yalınayakla karlara basa basa ki o karlar
söndürsün diye ateşi yollara düşmüşsün. Varlık çöllerinde değil
içinin uçsuz bucaksız çöllerinde kaybolmuşsun. Bulduğun ekmeği göç
eden kırlangıçlarda nasiplensin diye yollara serpmişsin.
Ney başlamış, vecd başlamış, dünya dönmeye başlamış.
En son en başı bulmuş insanoğlu yani pir-i fani. Yüzünü güneşe
dönmüş, kalbini okyanuslarda boğmuş, ve ruhu aşka ermiş. Ruhu eriye
eriye aşka ermiş.
Ey ney. Sende başlar sesin kudreti ki bu canlar
seninle şifa bulur. Seninle bastırırlar içlerindeki sızlayan yaraları.
Sesini alırlar ruhlarına doldururlar ve sonra başlar sema.
Başlarına mezar taşlarını alırlar üzerine düğün kıyafetlerini
giyerler ve semaya başlarlar. Aşka koşarlar sabah kızıllığında
tayların vadilerde koştukları gibi. O tayların burunlarından çıkan
buğudur ciğerlerine doldurdukları. Aşka karışırlar.
Öyle bir ışık yayılır ki onlardan sanırsın geceleyin
dünyanın tüm ormanları yanıyor. Fakat ruhlarındaki ateştir ışığın
kaynağı, özlerindeki güzelliktir. O öyle güzel bir duruştur ki
sanırsın (haşa) Yusuf peygamberdir o dönen bedenler, o öyle bir
enerjidir ki yaydıkları sanırsın dünyanın bütün volkanları hep
beraber patlıyor. O neyden çıkan ses öyle güzel bir sestir ki
sanırsın sabah ayazında yemyeşil bir derenin kenarında dünyanın en
güzel bülbülleri şakıyor. O öyle bir nefestir ki neye üflenen
ruhtan dolaşa dolaşa gelir. Aklı silinir çalanın bedeni erir.
Yalnız ruh ve ateşi aşk. Ateşi aşk.
+
Ahmet Meydan
|