|
Eğer sizi sıkmayacaksa Almanya ve Avusturya
maceralarımı anlatayım. Hayır canım ne sıkması anlat sen
diyorsunuz. Anlatayım. Perşembe günü saat 9:30’da Türk Hava
Yollarının 1620 sefer sayılı uçağıyla Münih’e gittik. Almanlar
Münih’e Bayern München diyorlar. Almanya maceram fazla sürmedi 3
saat filan. Büyük bir meydan vardı önce oraya gittik. Meydanın
ismini hatırlamıyorum. Başında San olabilir. Meydana da büyük
diyorum, onlara göre büyük yani bizim meydanlar kadar değil zaten
orada hiç meydan savaşı yapılmamış. Oradan sonra bir eczaneye
gittik. Eczanedeki adam bize Türkçe Hoşgeldiniz dedi. Bu ne demek
biliyor musunuz. Gavur memleketinde hiç tanımadığınız biri size hoş
geldiniz diyor. Bir an köyü hatırladım. Dağı, bayırı. Kuzuları,
keçileri, ayranı, bilimum kahvaltılıkları, sevgiyi, aşkı, nefreti
hatırladım. Evet bütün bunları bir anda hatırladım. Ve hemen orada
kendimi tarttım. 76 Kg. geldim. Oradan da çıktık caddelerinde
yürüdük, mağazalarına girdik dolaştık, dolaştık, dolaştık. Birde
bizde patika yollar ve sevdanın yolları var ya onlarda bisiklet
yolları var, Kenarlarını bir şeritle çizmişler ve yolu kırmızıya
boyamışlar. Kazara biri seni itti veya bilmiyorsun o yola girdin
senin işin bitmiştir. Tabi biz az çok gördüğümüz için bisiklet
yoluna girmiyorduk kenardan kenardan kaysımızı yiyerek gidiyorduk.
Kaysıyı bize Oğuz aldı. Diyeceksiniz ki Kaysıyı tanıyoruz da
Oğuz’da ne oluyor. Oğuz benim arkadaşımın ismi yani Oğuz bir isim.
Kaysının kilosunu hatırlamıyorum. Sanırım 2 mark 50 fenikti. Fenik
oranın kuruşu oluyor. Şansımıza Avrupada olduğum süre zarfında hava
hep güneşliydi yalnız gelmeden bir gün önce Kössen’de bir yağmur
yağdı ama nasıl yağdı neyse bunu Avusturya anılarım kısmında
anlatırım. Tabi hava güzel olunca resimler çektirdik, pozlar
verdik. Ahmet’in fotoğraf makinesiyle. Neden Ahmet’in fotoğraf
makinesi dedim. Çünkü bu makine daha sonra kaybolacaktı. Bütün aramalarımıza rağmen
fotoğraf makinesini bulamadık.
|