Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Aşıklar Köyü Maşukiye

Küçük bir dörtlük  4  4  2 Redif Kafiye

Ne güzel bir yerdi Maşukiye

Kalpler doyuyor sevgiye

Ne kadar söylersen söyle

Bitmez burada bu methiye

Hareket : Ümraniye Firma Önü Program Maşukiye Gezisi. Ve motor. Özellikli bir arabayla gidiyoruz. Kontağı çevirince müzikte başlıyor. Başlayan müzik arkadaşın hususi olarak bizzat kendusu için hazırlattığı SİDİ. Accayip hareketli ve de hararetli. Saatler 12:45’i gösteriyor. Bu sefer arka koltukta üç kişi oturuyoruz. Bayağı sıkışık bir ortam ve manevra kabiliyetim sıfır denecek düzeyde. Bu arada otobandayız etrafı seyrediyorum ve Bayan Daisy’nin şoförü de sürat denemesi yapıyor. Allah’tan ön tarafta oturan arkadaş biraz ihtiyatlı da torpidodan tutuyor ve arabanın suratlı gitmesini engelliyor. Bu arada SİDİ değişiyor. Avusturya Halk musikisi. Ve o oro horiyo türküsü sümer ezgü söylüyor. Ben var ya bu Sümer Ezgü’yü gördüm ha. Sümer Abi Sümer Abi nasılsın diye bağırdım ona. Bana dönüp hıııh deyip gülümsemeye çalıştı. Sağ ol Sümer Abi ne kaddar güler yüzlüsün. Ve ne kaddar güzel sınırlar çiziyorsun. Bu adamın her şeyi sahte Serap niye ayrıldı ondan. Neyse konuyu biraz dağıttım kusuruma kalmayın. Ne diyordum o oro horiyo türküsünü de ezbere biliyorum, her harfine eşlik ediyorum. Şu anda uzaktan kayış dağı gözüküyor diğer adı kemer dağı. Manda hayvanı derisinden yapıyorlar çok sağlam oluyor. Bu yazımızda manda hayvanından değil de ala balık hayvanından bahsedeceğiz. Ala balığı çok ala ve balık bir hayvandır. Koloniler halinde yaşar ve ayrıca bunların okumuş olanları da vardır. Bunlara Kültür ala balığı deniyor. Yumurta halindeyken ve de yalın haldeyken sürekli okurlar. Mükemmel bir eğitim sistemleri var. Okumayı, yazmayı, problemleri mantıkla, düşünerek çözüyorlar ve çok pratiktirler. Sorduğunuz her soruya dört dörtlük yanıtlar verirler isterseniz girişli, gelişmeli, sonuçlu hatta gelişme kısmında örnekli ve vecize sözlü kompozisyonlar bile yazabilirler. Bir Alabalığın Kültür Alabalığı mı yoksa normal Alabalık mı olduğunu ona sorular sorarak öğrenebilirsiniz. Misal geçen hafta öyle yaptım. Ala balık hayvanına Arnavutluğun başkentini sordum.

Paris dedi. Bravo dedim ne kadar kültürlüsünüz. Ve onun kültür alabalığı olduğuna kanaat getirdim.

Diğer normel olan ala balıkları da daha ücra yerlerde bizim köy dediğimiz onların koy dediği yerlerde yaşarlar. Okumamışlar ama saf, temiz ve delikanlı olurlar. Saflıklarından, doğallıklarından dolayı kültür alabalığından daha iyi bir tat verirler. Ama sayıları Kültür Alabalıklarına nazaran daha azdır.

Güzergahımız geçen haftalarda gittiğimiz Yuvacık ve İznik’le Kocaeli’ne kadar aynı. Kocaeli’ne varmadan Dilovası demeden geçemeyeceğim. Burası Türkiye’nin tursil deposu. Buranın halkı geçimini tursil yetiştirerek sağlıyor. Bizim geçtiğimiz esnada da hasat zamanıydı. Her taraf çok temiz ve bembeyazdı. Biraz ileride Nuh çimento fabrikası. Amerikan filmlerindeki 2050’li 2100’lü yıllardan kalma gibi. Yetkili servise söylemek lazım ya buranın üzerini örtsünler ya da Amerika’lılara söylesinler gelip burada film çeksin adamlar.

Şimdi de en solda giden iki adet BMW arabası. Adam kaptırmış gidiyor arkadan yanaştık yol istiyoruz selekt ediyoruz adamın umur-i halinde değil. Kardeşim madem BMW’sin madem en sol şerittesin o zaman ben diyorum ki o şeridin hakkını vereceksin kardeşim. Yoksa şerit hakkını senden alır. Baktık olmuyor adamları sağlayıp yolumuza devam ettik. Ve Türkiye’nin en büyük tüneli. Korutepe tüneli uzunluğu 1088 mt. 1088 mt = 1,08 km. hesap edin işte o kadar uzun. Dünyanın Manş Tünelinden sonra en uzun tüneli. Daha büyüğü varsa söyleyin. Benim bildiğim budur.

 

..... hayallerim ve düşlerim şarkısı çalmakta bir tarafta dertli dertli. Kocaeli’ni geçtikten sonra MekDonolts fabrikası. Mekdonaltslarda satılan köfteler ve chickenler burada yapılıp Türkiye piyasasına sürülüyor. Yalnız çocuk menüleriyle verdikleri oyuncakları da Çin Ülkesinde çocukları karın tokluğuna günde 14 saat çalıştırarak yaptırıyorlar. Üzüntü duyarım.

Evet dediğim gibi güzergahımız geçen haftalardan farklı Kocaeli’ne sapmadan devam ediyor. Sonra sapanca gölü biraz gittikten sonra Sapanca sapağından içeri dalış. Ne oldu şimdi bu film ismi gibi. SAPANCA SAPAĞI 2 sinemalarda. Sapanca aynı zamanda Eski İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’ın da memleketi. Uzaktan uzaktan görünüyor bize. Saadettin Tantan’a el sallıyor ve saygılar diyoruz. Sapanca girişinden sonra Kartepe levhasını görene kadar yola devam Levhayı gördükten sonra o istikametten Maşukiye yoluna girmiş oluyoruz.

Yol bitti vesaitimize uygun bir park alanı bulup park ediverdik gayri. Hediyelik eşya satan bir dükkanın önüydü. Hemen önünde kiraz satan birisi. Kiraz almak istedik elindekilere sipariş aldığını yalnız bize getirebileceğini söyledi. Tamam dedik sipariş verdik. Yalnız daha sonra bu siparişlerimiz gelmeyecekti. Yayla alabalık dinlenme tesislerine geçerek uygun bir yer bulduktan sonra yerlerimize oturduk. Dört kişilik bir masaya beş kişi. Garson efendi geldi siparişlerimizi aldı. Yine kiremitten girdik. Kiremitte ala balığı, kiremitte peynir, kiremitte mantar, kiremitte köfte. Özellikle kiremitte peynir harikaydı. Alabalık porsiyonu Yuvacıktaki kadar büyük deeldi. Kiremite küçük bir alabalık hayvanı koymuşlar. İki çatal sallayınca bitti tabi. Yuvacıktaki ne güzeldi ya. Kocaman bir balık üstelik etrafına mantar, domates, biber ve üzerine peynir koymuşlardı. Sevgili Maşukiyeli dostlarımız işi biraz ticari hale getirmişler biraz kısıyorlar. Ayrıca hiç mütebbessim değiller. İnsan biraz güleryüzlü olur yahu.

Masalardaki testiler o kadar nostaljik ki hala testiden su içiyor oranın halkı. Şarkısı da var -biz eskiden su içer idik testiden seklinde. Sevgili Aylin söylüyordu . İçtik baktın hakkaten iyi oluyor testiden su içmek. Testiden su içmek varmış dedik. Hatta üstad arkadaşımızda suyun kalitesini test ettirdik. Bu suyu musluktan almışlar yaw dedi. Üstad dedik ne yapıyorsunuz biz beğendik neden böyle bir şey söylediniz. Yok dedi aslında buranın suyu daha güzeldir. Yemekten sonra şu dağı görüyor musunuz kaynağı bunun zirvesinde sizi oraya götüreceğim bu sudan (başkenti sa’na) kana kana içersiniz dedi. Üstadımız ama bazen tutarsız davranışları da oluyor. Mecburi kabul ettik ve He (kabaca evet) dedik. Velhasıl yemekler yendi. Hesap ödendi. Yüksekçe bir yer tırmanmaya başladık Belli bir yere kadar yol yapılmış oradan gittik. Ondan sonra dağ bayır. O dağ ve bayırın içinden dere kenarından kenarından yürüyoruz. Hedef dağın zirvesine çıkmak. Üstadın bahsettiği sudan içmek ve temaşa-i manzara etmek. Lakin ne mümkün kısa dediğimiz yol uzadıkça uzadı. Zirve ulaşılmaz oldu. Üstadın tutarsız davranışlarından biri daha diyor ve yapacak bişey bulamıyoruz.

Bir süre sonra ayakkabıları çıkardın paçaları sıyırdım ve yalın ayak yol alıyorum. Derken bir yerde dengeyi sağlayamadık. Sağ ayağımın kabı elimden düştü içinde corabım çıktı dere aşağı gidiyorlar Allah’tan ayaklarım içinde değil. Hop hop nereye yaw diyorum ve bir taraftan da arkalarından koşturuyorum. Derken yakaladım ve daha sıkı tutmaya başladım. Şerefsiz ayakkabı gevşek tutunca kaçıverii gayri. Azimliyin bu dağları bu dereleri aşacağım ve yare ulaşacağım. Ayaklarım gah buz gibi suyun içinde gah dikenli yollarda yol alıyorum. Derken bir baston buldum ve onu kendime destek yaptım. Epey bir yol gittikten sonra bir mola verdik. O esnada arkadaşın biri bir atlayış yapmak istedi. Yerinden doğruldu. Doğrulmasıyla ayaklarını yerden kesilmesi bir oldu birden düşüverdi. Bizde hep beraber gülüşüverdik. Ondan sonra su savaşları başladı.

Üstada -Üstad bu ne hal ya. Daha çok var mı? Ne olacağız? Kaybolabiliriz şeklinde sualler soruyoruz. Üstad’da -Ne bilim ya dedi. -Bende ilk defa geliyorum. Akan bir dere varsa bir kaynağı da vardır herhalde onu beraber arıyoruz işte ayrıca kaybolacağız diye de korkmayın suyu takip edersek bir yerleşim yerine ulaşırız dedi. Çünkü yerleşim yerlerinin bir çoğu su kenarlarına yapılmıştır. Üstad doğru söylüyorsun ama bizim vaktimiz sınırlı bir suyun kaynağını daha geniş bir zamanda arayalım diyoruz. Tamam dedik biz dönüyoruz dedik.

Dönüyorsanız dönün dedi. Ben davam ediyorum. Biz iki kişi geri döndük. Üstad devam etti. Biraz aşağı geldikten sonra ağaçlar arasından güneş gören bir yer var idi oturup biraz güneşlendik. Çamaşırlarımızı neyin yıkadık.

Bir süre sonra üstad harap ve bitap durumda geri göndü yok yaw dedi. Suların kaynakları yok. Onlar kendiliklerinden doğup akarlar dedi. Çünkü üstat kaynağı görmemişti ve böyle diyordu.

Gittiğimiz yoldan geri dönmeye başladık. Dönerken de her seferinde biz bu kadar yol mu geldik diyorduk. Diye diye kara göründü. Ayaklarımızı yıkadık ayak kaplarımızı giydik.

Hemen yanımızda bir çay bahçesi oturduk bir demlik çay söyledik. Yani o yorgunluğun üzerine de çay çok iyi gitti.

Çaydan sonra arabamıza doğru yol aldık yol üzerinde alabalık satış yeri var arkadaşlar ala balığı aldılar. Arabamıza binip aynı yoldan İstanbul’a geri döndük. Otobanda zaman zaman 210’u bulan hızımızla 45 dakikada İstanbul’daydık. Böylelikle bir gezi daha sona ermiş oldu.

Tavsiye :

Bir yere gezmeye giderken bir çantanız, bir haritanız, bir çakınız, bir çakmağınız, bir pusulanız ve üzerinizdeki giysileriniz rahat olsun. Rahat edin. Fazla rahat etmeyin alışkanlık yapar.

Formül:

Aşık + Maşuk = Aşk

Aşık – Maşuk = Aşk

Aşık x Maşuk = Aşk

Aşık / Maşuk = Aşk

Bütün yollar aşka çıkıyor.

mehmetakbana@hotmail.com