|
2 Mayıs 2001 Cumartesi günü Kocaeli Yuvacıktaydım.
Mükemmel bir yer, kesinlikle gidin gezin, tozun, görün diyorum.
Saat 13:00 sularında İstanbul’dan hareket ettik . TEM’E girdik. TEM’den TEM’den gittik.
Kocaeli’ne kadar. Güzel ülkemiz yavaş yavaş
gelişiyor. Çok güzel binalar yapılıyor. Hele bir Sabancı
Üniversitesi var ki mükemmel. Geniş bir alan üzerine kurulmuş son
derece modern bir yer. Kendimi bir an Amerika’da zan ettim. O
derece yani. Yalnız her nedense Sabancı Üniversitesinin
Üniversitesindeki Ü Harfinin noktalarından biri biraz yukarıda
kalmış. Başta Sakıp Ağa olmak üzere arayıp bilgi isteyeceğim. Böyle
yavaş yavaş sağımızı solumuzu ben daha
çok sağımı seyrederek - çünkü sağ tarafta oturuyordum- gidiyorduk.
Yavaş yavaş dediğimde 200 filan. Şerefsiz
araba da 200 yapıyorduk 220 istiyordu. Emme 200 en sondu. Bundan
fazla yok kardeş hepsi bu diyorduk. Neyse Kocaeli İl sınırlarına
girdik. Bingöl Seyahatin 12:00 arabasını geçtik el mel sallıyorum hiç.
Kimse görmüyor boşu boşuna kendimizi yırtıyoz.
Meğer camlar siyah ben onları görebiliyorum lakin onlar beni
göremiyor. Yolda Oğuz’un Kössen’de aldığı
SİDİ’yi dinliyoruz. Beythoven,
Avusturya Halk müziği filan. Mükemmel. Bende enteresan bir şekilde
bu Avusturya Halk Müziğini ne güzel söylüyorum.
Kocaeli merkeze girdik İsmet Paşa stadı, Kocaeli
Spor Antrenman sahası. Kocaelin’de
1999’da ki depremin izleri hala var. Binaların bir çoğu boş
durumda. Ya oturan yok yada yıkılmayı
bekliyorlar.
Daha önce Oğuz’un aldığı tarif üzerine Karfur İzmit mağazasının oradan sağa girdik.
Birkaç kişiye sorduktan sonra Yuvacık yolunu bulduk. Yuvacık
yüksekte bir yerde. Bir yerlerde rakım tabelasını görseydim size
rakımı söyleyecektim emme böyle bir şey yoktu tabi. Bu anlamda
kültürümüz fazla gelişmedi. Yüksek bir yer, yani bir tırmanma
şeridi çıkacağız tırmanma şeridi ama araba toledo
olunca vız geliyor. Yuvacık şehir merkezinden geçerek
yolumuza devam ediyoruz. Yuvacıkta tam bir Anadolu kasabası. Ağaclık, kıraathanelerin önünde oturmuş chat (sohbet) yapan insanlar. Hala
tırmanıyoruz. Derken Yuvacık barajı. Şirin, mütevazı, kendi
halinde. İzmit Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmış bir baraj.
Baraj kenarından kimi yerlerde heyelan tehlikesine rağmen kenardan kenardan gidiyorduk ve işte orası Ala Balığı
tesisleri. İlk girişte Doğal Ala Balığı tesisleri. Çok güzeldi
derenin üzerine ahşaptan yerler yapmışlar üzerlerinde masa. Biraz
ilerilere filan bakalım dedik. Telefonda görüştüğümüz Mehmet Abini oğlu Sedat’ın yeri. Ve onun yanında bir
kaç yer daha. Biz Doğal Ala Balık tesislerinde kiremitte Ala
Balığımızı yemeye karar verdik. Kiremitte yapıyorlar. Bildiğimiz
çatılardaki kiremit onu oval tabaklar halinde yapıp içine balık
kenarına mantar, soğan, domates ve biber fırına atıyorlar. Mükemmel
oluyor. Kapıda bizi Rehberimiz Muhammet karşıladı. Park yerimizi
gösterdi. Aracımızı park ettik. Havuzlar var, balıkları burada
yetiştiriyorlar. Onları seyrediyoruz. Muhammet biraz balık yemi
getirdi ve balıklara attı. Balıklar hemen oraya üşüştü tabi. Murat
ve Rahim yakalamaya çalıştılar yakalayamadılar. Durun ben yakalıyayım dedim. Elimi suya soktum bir bir iki tanesini yakalamaya çalıştım. Balık
hayvanı ya biraz kaygan oluyor, elimden
kaçıp gittiler. Ben suyun içinde elimi bekletiyorum yakalayacağım
diye herhalde biraz fazla bekletmişim Ala balık hayvanlarından biri
parmağımı yem zan etti bir saldırdı aman Allah’ım neydi o şerefsiz
alıp götürecek elimi aha bakın şurasını ve bir de burasını o balık
yaptı. Havuzda birde sarı alabalıklar vardı. Arkadaşlar sordu
bunlar nedir diye. Ben de büyük bir ihtimalle bunlarda Avrupa’dan
filan gelmiş olmalı muhtemelen Danimarka, Norveç taraflarından.
|
|
Ondan sonra da
oturacağımız yere baktık. Bir yer beğendik ve oturduk hemen
altımızda dere akiii dere. Yemekler
söylendi. Kiremitte ala balığı, kiremitte kaşarlı mantar, kiremitte
kaşar ve soğan ağırlıklı salata. İçecek olaraktan kaka kola ve su.
Su da çok hafifmiş değmeden geçmiş. Rahim söyledi. Yemeğimizi filan
yedikten sonra rehberimiz Muhammet bize çevre ile ilgili bilgiler
verdi. Biraz yukarıda çay bahçesi varmış. Tamam dedik yemekten
sonra Muhammet bize çay söylemek istediyse de biz çayımızı yukarıda
çay bahçesinde içelim dedik. Biraz daha oturduktan sonra kalkıp
yukarıya doğru gittik. Muhammed arabayla da gidebileceğimizi
söylediyse de, yürümeyi tercih ettik. Güççük bir tırmanıştan sonra
çay bahçesine vardık. Biraz dolaştıktan sonra yine derenin üzerinde
bir yerde bir masaya oturduk. Oranın sahibisi
kardeşim lütfen sandalyelere oturur musunuz dedi. Bize de mantıklı
geldiği için masadan inip sandalyelere oturduk. Ve bir demlik çay
söyledik. Çaylarımızı çet yaparak içtik
ve bitirdik.
Çay bahçesinin içinde biraz yukarıda Osmanlılar
zamanında kalma bir köprü. Köprüyü tanıtıcı herhangi bir malumat
olmadığı için köprünün Osmanlılar zamanında yapıldığını tahmin
ettik. Lakin Rahim’in büyük araştırmacı kişiliği kilosu 1 milyondan
çilek alırken zuhur ettiği için çilekçi kardeşe aynı zamanda çay
bahçesinin de sahibisiydi burada ne
zamandan beri yerleşim söz konusudur demiş ve köprüyü filan sormuş.
(Köprüyü sordun değilmi lan Rahim) Çilekçi ve çaycı bilader
de buranın büyük büyük babasının
zamanından beri olduğunu söylemiş. Teşekkürler Rahim sende olmasan.
Kim bizi oralara götürürdü ve ne zamandan beri yukarıdaki evin
orada olduğunu öğrenirdik.
Dönüş hazırlıkları başlamıştı. Rahim ben zaten
dönmüştüm dediyse de biz öyle değil lan
evimize geri dönüyoruz dedik. Doğal Ala Balığı tesislerine indik.
İnerken küçük levhalar filan var Oradaki yerlerin isimleri ve
yönlerini gösterir. En alt satırda da Katar Yolu diye bişey. Ben halla halla
buradan tren filan mı geçiyor dedim. Ne
güzel gider seyrederiz biraz dedim. Katar yolu Tren yolunun eski
ismidir diye tahmin ediyorum veya katır lafından geliyor olabilir
diyorum. Katır yolu zamanla Katar Yolu olmuş. Rahim yok dedi
bunlardan bizim orda da var Katar Yolu At Yolu demektir dedi.
Konuşan Rahim olunca fazla itiraz edemezdik ve tartışamazdık. He dedik senin gibidir. Neyse arabamıza bindik
ve yola koyulduk. Kocaeli merkezde bir pişmaniye dükkanının önünde
durup pişmaniye alalım dedik. Girdik dükkana bakıyoruz. Çeşit çeşit pişmaniyeler birde aralarında Kafkas
bilmem ne Palace Helva. Türkçesi Saray Helvası. Bu ne olabile ki dedik.
Ondan da aldık. Arabada yiyoruz. Pişmaniye. Bildiğimiz pişmaniyenin
yoğunlaşmışı yani katı pişmaniye. Murat’ın deyimiyle ziplenmiş pişmaniye. Yolda Rahim’in sürat
denemesi yapmaya çalışmasından birde arabada sigara içmesinden
başka TEM’den TEM:’den evimize döndük.
Bu da Doğal Alabalık Çiftliğinin adres ve
telefonudur.
Yuvacık Baraj Sonu Karakaya
Mevkii.
İzmit
Tel : 345 01 11 Cep : 0 535 247 68 03
|